Başka bir ülkeye taşınmak çoğu zaman yeni bir hayat kurma fikriyle birlikte gelir.
Yeni bir şehir, yeni bir dil, yeni insanlar, yeni iş olanakları ve belki de uzun zamandır hayali kurulan farklı bir yaşam…
Fakat göç sonrası ilişkiler, yalnızca yeni bir ülkeye alışmanın değil, aynı zamanda çiftin kendi ilişkisini yeni koşullar altında yeniden kurmasının hikâyesidir.
Çünkü göç ettiğimizde yalnızca yaşadığımız ülke değişmez.
Gündelik hayatımız, sosyal çevremiz, ekonomik koşullarımız, ailelerimizle kurduğumuz ilişki, toplumsal rollerimiz ve bazen kendimize ilişkin algımız da değişmeye başlar.Dolayısıyla göç, bireysel olduğu kadar ilişkisel bir deneyimdir.
Bir çift kendi ülkesinde oldukça dengeli bir ilişkiye sahipken göç sonrasında daha önce yaşamadığı çatışmalarla karşılaşabilir.Bu durum her zaman ilişkinin bozulduğu anlamına gelmez.Bazen ilişki, çiftin hayatında meydana gelen büyük bir değişimin yükünü taşımaya çalışıyordur.
Göç Sonrası İlişkiler Neden Zorlanabilir?
Göç etmek, kişinin aynı anda birçok alanda yeniden uyum sağlamasını gerektirir.
Dil öğrenmek, iş bulmak, ekonomik düzen kurmak, bürokratik süreçlerle uğraşmak, sosyal çevre oluşturmak ve yeni kültürün kodlarını anlamaya çalışmak bunlardan yalnızca birkaçıdır.
Bütün bunlara aileden ve yakın arkadaşlardan uzaklaşmak da eklenebilir.
Literatürde bu deneyimlerin yarattığı yük sıklıkla acculturative stress — kültürleşme/uyum stresi kavramı üzerinden ele alınmaktadır.
Göçmen çiftlerle yapılan çalışmalar da göç stresinin yalnızca bireysel iyi oluşu değil, çift ilişkisini de etkileyebileceğini göstermektedir.
Burada önemli bulduğum nokta şu:İlişkinin içinde ortaya çıkan her problem ilişkinin kendisinden kaynaklanmıyor olabilir.
Bazen dışarıdaki hayat zorlaştıkça içerideki ilişki zorlanmaya başlar.Partnerlerden biri “Artık eskisi gibi değilsin” derken aslında karşısındaki kişinin uzun süredir taşıdığı göç stresini görüyor olabilir.
Birlikte Göç Etmek Neden Çifti Farklı Etkileyebilir?
Aynı ülkeye taşınmak, aynı göç deneyimini yaşamak anlamına gelmez.Bunu göç eden çiftler açısından en önemli meselelerden biri olarak görüyorum.Partnerlerden biri yeni dili daha hızlı öğrenebilir.Daha kısa sürede iş bulabilir.Yeni arkadaşlıklar kurabilir.Yeni kültürün içinde kendisini daha rahat ifade etmeye başlayabilir.Diğer partner ise aynı süreçte yalnızlık, yetersizlik veya aidiyetsizlik hissedebilir.Böylece aynı evde yaşayan iki insanın yeni ülkeyle kurduğu ilişki birbirinden giderek farklılaşabilir.Göçmen çiftler üzerinde yapılan araştırmalar da eşlerin kültürel adaptasyonlarının ve aralarındaki adaptasyon farklılıklarının ilişki kalitesiyle bağlantılı olabileceğini gösteriyor.
Bu nedenle çift terapisinde çiftin yalnızca “Yeni ülkeye alışabildik mi?” sorusunu değil, şu soruyu da konuşabilmesi gerekir:
“İkimiz bu yeni hayata aynı hızda mı alışıyoruz?”
Cevabın hayır olması başlı başına bir problem değildir.Problem, bu farklılığın çiftin arasında nasıl yaşandığıdır.
Roller Değiştiğinde İlişki de Değişebilir
Göçten önce ekonomik olarak daha güçlü olan partner yeni ülkede iş bulamayabilir.Mesleğinde başarılı olan biri dil yetersizliği veya diplomasının tanınmaması nedeniyle uzun süre çalışamayabilir.Diğer partner ise daha hızlı iş bulabilir ve ekonomik sorumluluğun büyük bölümünü üstlenebilir.Bu değişiklik yalnızca para meselesi değildir.Kişinin yeterlilik, bağımsızlık ve kimlik duygusunu da etkileyebilir.Göç ve yeniden yerleşim araştırmaları, yeni toplumsal koşulların çiftlerin geleneksel rollerini ve ilişki içerisindeki beklentilerini yeniden müzakere etmelerini gerektirebildiğine işaret ediyor. Bu nedenle göç sonrasında ortaya çıkan bazı tartışmaların altında şu sorular bulunabilir:
“Bu ilişkide artık benim yerim ne?”
“Eskiden yapabildiğim şeyleri neden artık yapamıyorum?”
“Bütün sorumluluk neden benim üzerimde?”
Ya da daha derinde:“Ben burada hâlâ kendimi değerli hissedebiliyor muyum?”
Sosyal Çevrenin Kaybı İlişkiye Nasıl Yansır?
Kendi ülkemizde ilişkimizin dışında da bir hayatımız vardır.Arkadaşlarımız vardır.Ailemiz vardır.İş arkadaşlarımız vardır.Bazen yalnız kalabileceğimiz alanlarımız ve partnerimiz dışında duygusal destek alabileceğimiz insanlar vardır.Göç sonrasında bu sosyal ağ önemli ölçüde küçülebilir.Bunun sonucunda partner, kişinin aynı anda sevgilisi, en yakın arkadaşı, ailesi, sosyal çevresi ve en önemli destek kaynağı haline gelebilir.İlk bakışta bu durum çifti yakınlaştırıyor gibi görünebilir.Fakat bir insanın bütün duygusal ihtiyaçlarının tek bir kişinin üzerinde toplanması ilişki üzerinde ciddi bir baskı yaratabilir.
Bu nedenle göç sonrası ilişkilerde bireysel alan oluşturabilmek, çift olarak zaman geçirmek kadar önemlidir.Yeni arkadaşlıklar kurmak, bireysel ilgi alanlarını sürdürmek ve partnerin dışında da bir sosyal yaşam oluşturmak ilişkiden uzaklaşmak değildir.Tam tersine, ilişkinin taşıması gereken yükü azaltabilir.
Dil Problemi Yalnızca Dil Problemi midir?
Yeni bir ülkede dili yeterince konuşamamak gündelik hayatın neredeyse tamamını etkileyebilir.Doktora gitmek, resmi bir işlem yapmak, iş görüşmesine katılmak veya basit bir sosyal sohbet bile yorucu hale gelebilir.
416 Çinli-Amerikalı çiftin sekiz yıl boyunca takip edildiği bir araştırmada dil adaptasyonu, kültürleşmeyle bağlantılı stres ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bulgular, dil adaptasyonu ile ilişkisel süreçler arasında göç stresinin de rol oynayabildiğine işaret etmektedir.
Çift açısından ise başka bir dinamik daha ortaya çıkabilir.Partnerlerden biri dili çok daha iyi biliyorsa zaman içerisinde diğerinin tercümanı, bürokratik işlerini yürüten kişi veya sosyal dünyayla bağlantısını sağlayan kişi haline gelebilir.Başlangıçta dayanışma olarak başlayan bu durum zamanla bağımlılık ve güç dengesizliği yaratabilir.
Bu nedenle dil öğrenmek yalnızca ülkeye uyum sağlamak açısından değil, ilişkinin içindeki bireysel özerkliği korumak açısından da önemlidir.
Özlem ve Kayıp Duygusu İlişkiye Yansıyabilir
Göç yalnızca yeni bir yere gitmek değildir.Aynı zamanda bir şeyleri geride bırakmaktır.Aileyi, arkadaşları, alışkanlıkları, dili, tanıdık sokakları ve bazen kişinin kendisini daha ait hissettiği bir yaşam biçimini…Türk göçmen çiftler üzerinde yapılan bir çalışma, özellikle memleket özleminin her iki partner açısından da önemli bir kültürleşme stresi kaynağı olabileceğini göstermiştir. Bu kayıp duygusu her zaman doğrudan “Ülkemi özlüyorum” şeklinde ifade edilmez.Bazen huzursuzluk olarak ortaya çıkar.Bazen öfke olur.Bazen partnerin göç kararından sorumlu tutulmasına dönüşebilir.
“Sen istediğin için geldik.”
“Ben burada mutlu değilim.”
“Eski hayatımız daha iyiydi.”
Bu cümlelerin altında bazen ilişkiden duyulan memnuniyetsizlikten çok, kaybedilmiş bir hayata duyulan yas bulunabilir.
Göç Çifti Uzaklaştırmak Zorunda mı?
Hayır.
Göçün ilişkiyi otomatik olarak bozduğunu söylemek bilimsel açıdan da doğru olmaz.
Örneğin farklı sosyokültürel geçmişlerden gelen çiftler üzerine yapılan 20 çalışmayı değerlendiren bir meta-analiz, bu çiftlerin kültürel olarak benzer çiftlerden genel olarak daha düşük ilişki doyumuna sahip olduklarına ilişkin bir kanıt bulmamıştır.
Dolayısıyla farklı kültürlerle karşılaşmak veya göç deneyimi yaşamak tek başına ilişkinin geleceğini belirlemez.Daha önemli olan, çiftin karşılaştığı stresle nasıl baş ettiği olabilir.Burada çift araştırmalarında önemli bir kavram karşımıza çıkar:Dyadic coping — çift olarak stresle baş etme.Bu yaklaşımda mesele yalnızca “Ben stresimle nasıl baş ediyorum?” değildir.Çiftin şu soruyu sorabilmesi önem kazanır:“Biz bununla nasıl baş ediyoruz?”
Göç Sonrasında İlişki Nasıl Korunabilir?
Göç sonrası ilişkilerde ilk yapılabilecek şeylerden biri, yaşanan stresi hemen partnerin kişiliğine bağlamamaktır.
“Sen çok değiştin.”
“Artık benimle ilgilenmiyorsun.”
“Eskiden böyle değildin.”
Bu cümleleri kurmadan önce çiftin kendisine başka bir soru sormasını önemli buluyorum:
“Son dönemde hayatımızın üzerine ne kadar yük bindi?”
Çünkü bazen problem partner değildir. Çift terapilerinde gözlemlediğim asıl hususlardan birkaçı;ekonomik belirsizlik, yalnızlık, dil problemi, işsizlik, oturum süreçleri, kültürel yabancılık ve özlemin aynı anda ilişkinin üzerine binmesidir.
Göç Stresini Ortak Bir Probleme Dönüştürün
Araştırmalar göçmen çiftlerde partner desteğinin ve ortak baş etme biçimlerinin göç stresi ile ilişki doyumu arasındaki bağlantıda koruyucu bir rol oynayabileceğine işaret ediyor.
Bu nedenle:
“Sen bu ülkeye alışamadın.”yerine,“Biz bu yeni hayata alışırken zorlanıyoruz.”demek küçük ama önemli bir değişikliktir.İlk cümlede partner problemdir.İkinci cümlede ise çift problemin karşısında aynı taraftadır.Bu ayrımı çiftlerle çalışırken oldukça önemli buluyorum.
Birbirinizin Uyum Hızına Saygı Gösterin
Partneriniz sizden daha hızlı uyum sağladıysa bu sizin başarısız olduğunuz anlamına gelmez.Siz daha hızlı uyum sağladıysanız partnerinizin yeterince çabalamadığı anlamına da gelmez.Her insan göç deneyimini kendi psikolojik kaynakları, geçmişi, mesleği, dili ve sosyal ilişkileri üzerinden yaşar.Bu nedenle çiftlerin birbirlerinin adaptasyon hızlarını karşılaştırmak yerine anlamaya çalışmaları daha işlevsel olabilir.“Ben alıştım, sen neden hâlâ alışamadın?”yerine,“Burada seni en fazla zorlayan şey ne?”sorusunu sormak ilişkinin yönünü değiştirebilir.
Eski İlişkinizi Aynen Korumaya Çalışmayın
Belki de göç eden çiftler açısından en önemli noktalardan biri budur.Yeni ülkede eski hayatınızı birebir kuramayabilirsiniz.Dolayısıyla eski ilişkinizi de tamamen aynı biçimde sürdürmeniz mümkün olmayabilir.Roller değişebilir.Ekonomik dengeler değişebilir.Sosyal çevreniz değişebilir.Birbirinize duyduğunuz ihtiyaç bile değişebilir.Bu nedenle amaç her zaman “Göçten önceki halimize dönmek” olmamalıdır.Bazen daha işlevsel soru şudur:“Bu yeni hayatın içinde nasıl bir çift olmak istiyoruz?”Çünkü göç yalnızca bireylerin değil, ilişkinin de yeniden yapılanmasını gerektirebilir.
Göç Sonrasında Ne Zaman Çift Terapisi Düşünülebilir?
Göç sonrası yaşanan her problem çift terapisi gerektirmez.
Fakat göçten sonra tartışmalar belirgin biçimde arttıysa, partnerlerden biri diğerini göç kararından dolayı suçlamaya başladıysa veya çift giderek birbirinden uzaklaşıyorsa profesyonel destek düşünülebilir.
Benzer şekilde ekonomik ve sosyal rollerin değişmesi ilişkide belirgin bir güç dengesizliği yaratıyorsa, bir partner yeni hayata adapte olurken diğeri giderek yalnızlaşıyorsa ya da çift artık birbirinin yaşadığı güçlüğü anlamakta zorlanıyorsa çift terapisi anlamlı olabilir.
Çift terapisinde burada yalnızca “İlişkinizde ne yanlış gidiyor?” sorusuyla ilgilenmeyiz.
Bazen daha önemli soru şudur:“Göç sizin ilişkinize ne yaptı?”Çünkü yeni bir ülkeye taşınırken iki insan yalnızca valizlerini götürmez.Geçmişlerini, ailelerini, kayıplarını, korkularını, beklentilerini ve birbirleriyle kurdukları ilişkiyi de beraberlerinde götürürler.Bu nedenle göç sonrası ilişkiyi korumak, hiçbir şey değişmemiş gibi devam etmek değildir.Bazen ilişkiyi korumak, değişen hayatın içinde birbirini yeniden tanımayı gerektirir.Ve belki de göç eden bir çiftin kendisine sorabileceği en önemli soru şudur:
“Eski hayatımızı geride bırakırken, yeni hayatımızda birbirimizi de geride bırakmadan nasıl ilerleyebiliriz?”
Bilimsel Kaynaklar
Falconier, M. K., Nussbeck, F., & Bodenmann, G. (2013). Immigration stress and relationship satisfaction in Latino couples: The role of dyadic coping. Journal of Social and Clinical Psychology, 32(8), 813–843.
Hou, Y., Kim, S. Y., Wang, Y., Shen, Y., & Orozco-Lapray, D. (2018). Language acculturation, acculturation-related stress, and marital quality in Chinese American couples. Journal of Marriage and Family, 80(2), 555–568.
Sim, L., Kim, S. Y., Zhang, M., Shen, Y., & Hou, Y. (2022). Cultural adaptation congruence in immigrant spouses is associated with marital quality. Journal of Marriage and Family.
Spiegler, O., Leyendecker, B., & Kohl, K. (2015). Acculturation gaps between Turkish immigrant marriage partners: Resource or source of distress? Journal of Cross-Cultural Psychology, 46(5).
Uhlich, M., & Schoebi, D. (2022). Cultural diversity within couples: Risk or chance? A meta-analytic review of relationship satisfaction. Personal Relationships.
Not: Bu içerik psikoeğitim amacıyla hazırlanmıştır. Her çiftin göç deneyimi, ilişki dinamiği ve uyum süreci kendine özgüdür. Buradaki bilgiler psikolojik değerlendirme veya psikoterapi sürecinin yerine geçmez.


